| Köy Tarihçesi |
|
|
| Yazar Administrator | |
| Cuma, 29 Aralık 2006 | |
|
Alparslan'ın Malazgirt Zaferinden sonra (1071) bu bölge Selçuklulara, onlardan da Osmanlıların egemenliğine geçmiştir. Osmanlıların egemenliğine geçişi Fatih'in 1461 yılındaki Trabzon seferi ile olmuştur. Önceleri buranın adı Kürtün-ü Zir idi şimdiki Kürtün ise Kürtün-ü Bâla olarak anılmakta idi. Bundan 500 yıl önce Kürtün-ü Zir ismi Manastır bükü olarak değişmiştir. Bu dönemde bu bölgede halkın büyük bir çoğunluğunu Hıristiyanlar temsil etmekte, onlar yaşamakta idi. O sırada idari şekil Nahiye Müdürlüğü olup, Nahiye Müdürü 4 ay süre ile Kürtün-ü Zir (Harşit) , kalan sürede ise Kürtün-ü Bâlada oturmakta, her iki nahiyeyi bu şekilde idare etmekte idi. Çepniler Kürtün kazasına bağlı olan ve Nahiye olarak bilinen diğer idari birimlere bağlı köylerde yoğun olarak yaşadığı anlaşılmaktadır. Bu nahiyelere bağlı köylerden bir tanesi de eski adıyla Köseler Akçakilise, bugünkü adıyla Arslancık’tır. Giresun Bölgesindeki köylerin önemli bir kısmı başta Çepni olmak üzere Türkmen boyları tarafından kurulmuş köylerdir. Bu köylerin coğrafi bakımdan kapladığı alan bugün başta Giresun merkez kazası olmak üzere Keşap, Dereli, Yağlıdere, Görele, Çanakçı, Tirebolu, Kürtün ve Eynesile kadar olan yerleri içine alıyordu. Bu bölgedeki köy isimleri arasında Oğuz (Türkmen) boylarının veya bu boylara mensup konar - göçer grupların adlarını veya izlerini taşıyanlara tesadüf edilmesidir. Bu çeşit adlar, daha önce belirtildiği gibi genellikle sonlarına lü- li- lı- lu takıları alırlar ve bununla hangi göçebe grubuna mensup olduğu anlaşılırdı. Arslancık Köyünün ne zaman tüzel kişiliğe (köy statüsüne) kavuştuğu yönündeki araştırmalarımız devam etmektedir. 1950’li yıllarda Tirebolu nüfus-tapu dairesinin yanmasıyla birlikte yeterli bilgilere ulaşamadık. Ancak araştırmalarımız devam ediyor. Ancak tahminlerimize göre Arslancık Köyünün köy statüsüne kavuşması çok eskilere dayanmaktadır. NÜFUS: 2000 yılı nüfus sayımına göre köy nüfusu yaklaşık 2400 kişi olarak tespit edilmiştir. Hatırlayabildiğim kadarıyla 1970’li yılların başında Arslancık Köyünün 400 hane olduğu söylenirdi. 400 haneyi 5 nüfus ile çarptığımızda 2 bin kişi yapıyor. Köyümüz o zamandan, bu zamana ekonomik nedenlerden dolayı sürekli nüfus kaybına uğradı. Gurbetçilerimizle birlikte köy nüfusunun 3 bin 500 civarında olduğunu tahmin edebiliyorum.
KÖYDEKİ SÜLALELER: Köyümüzde yaşayan başlıca sülaleler ise şunlardır; Karaosmanoğulları, Memiçoğulları, Hereklioğulları, Cengüroğulları, Henkioğulları, Haytaoğulları, Cebecioğulları, Manakoğulları, Cincioğulları, Tomakoğulları, Kadıoğlulları, Velioğulları, Hüseyinoğulları (İsinoğullları), Yamakoğulları, Zağanoğulları, Altıkatoğulları, Sağıroğulları, Yolcuoğulları ve Kumaşoğulları CAMİİ’LER: Köyümüzde 3 camii bulunmaktadır. Birincisi 1950’de yapılan köyün merkezindeki camii. Diğeri oldukça eski bir geçmişe sahip olan Cami düzündeki camii. Arslancık'ın ismi Köseler Akçakilise iken esas merkez Camii bugünkü Cami Düzündeki Camii'dir. Bu camininde kadrolu imamı vardır. Diğer üçüncü Camii ise Henkülü’dedir. Camii’lerin yanı sıra köyün merkezinde çok eski ve tarihi bir mezarlığımız bulunmaktadır. İlaveten Kerimgil Mahallesinde de Henkioğlulları için 2. bir mezarlık bulunmaktadır. Ancak şu anda köyümüzde bulunan mezarlık ihtiyaca cevap vermemektedir. Acilen ilave yapılması gerekmektedir. ÇEŞMELER: Köyümüzde tarihi çeşmeler bir bir yok oldu. Tarihimize sahip çıkamadık! Arslancık Köyünün merkezinde eski hal yerinin yanında, Cincioğlullarının ikamet ettiği sokakta tarihi özellik taşıyan bir çeşme bulunuyordu ancak şimdi yerinde yeller esiyor. Bu çeşmelerin haricinde yine Arslancık merkezde Henkülü mahallesinden gelen derenin yanında, Karaosmanoğlu Kamil Kara’nın arazisi üzerinde bir eski çeşme bulunuyordu ancak maalesef oda yok oldu. Bunlara ilaveten Henkülü istikametinde üçdere mevkisinde bir çeşme daha bulunuyor. Arslancık’ın çıkışında Karaosmanoğlulları mahallesi mevkisinde de bir çeşme bulunuyordu. Üzülerek yazıyorum bunu da yok etmeyi başardık.
Şehitler ve Gaziler: Köyümüz 1. dünya savaşında çok şehit vermiştir. Henkioğlu Yakup Osmanlı-Rus harbinden geriye dönmemiştir. Yine Henkioğlu Kamil'de Osmanlı-Rus harbinde şehit düşmüştür. Çoluk çocuğu da herhalde savaştan dolayı olmamıştır. Henkioğlu Civelek Mehmet'te Çanakkale savaşında şehit düşen Mehmetçiklerimizden. Deli Salim diye bildiğimiz eski muhtarımızın babasıdır. Deli Salim şehit çocuğudur.
Hasan Ağanın 2. oğlu Henkioğlu İbrahim soyundan gelme, Emin ve babası Mehmet Henkioğlu Osmanlı-Rus harbinde Erzincan'da birlikte şehitlik mertebesine ermişlerdir. Hemde babasıyla kolkola. Allah herkese nasip etmez.
Hasan Ağa'nın 3. oğlu Topal Mehmet soyundan, Henkioğlu Halil Osmanlı-Rus harbinde şehit düşerek memlekete dönememiştir. Henkioğlu Mehmet'ten olma Emin'de Balkan savaşında şehit olmuştur. 1. dünya savaşının gazilerinden biri Karaosmanoğlu Koca Ahmet (ölene dek omuzunda rus kurşununu taşıdı). Karaosmanoğlu Ali Kara'da madalyalı gazilerimizden. sağlığında gazilik maaşı alıyordu. (Diğerlerinin isimlerini hemşehrilerimden bekliyorum) Yakın tarihimizden ise; Kore Gazisi Memiçoğlu Osman Memiç (Şıh’ın Osman), Kıbrıs Gazisi Kadıoğlu İsmail Adıgüzel bulunmaktadır. Kore Gazisi Şıh’ın Osman vefat etmiştir. Toprağı bol, mekanı cennet olsun. İSİM MENŞEİ:„ARSLANCIK“ ismi nereden geliyor ?Arslancık isminin verilmesiyle ilgili olarak rahmetli dedem Karaosmanoğlu Koca Ahmet ve amcam Nazım Kara’dan dinlediklerim şöyle; Arslancık’ın önceki ismi Köseler Akçakilise’dir. Çok eski bir yerleşim merkezidir. Hatta şu anda ilçe olan Doğankent ve Güce’den de eski bir mazisi vardır. Gelelim öykümüze; Köye ilk yerleşenler Karaosmanoğulları ve Memiçoğulları’dır. Bu iki köklü sülale şu anda İran-Afganistan yöresinde bulunan eski Türkmen toprakları olan Horasan Eyaletinden Arslancık’a gelip yerleşmişler. Köyün merkezindeki değirmenin işletmeciliğini Memiçoğullarından Mustafa Memiç isimli hemşehrimiz yapıyormuş. Kendisi oldukça bilge birisiymiş. Zaten"Şıh" diye anılıyormuş. Memiçoğlu Mustafa Osmanlı döneminde köyde muhtarlıkta yapmıştır. Tirebolu istikametinden gelip Kürtün-Gümüşhane istikametine giden bir grup Osmanlı askerinin yolu Arslancık’a düşmüş. Zaten denizle; Gümüşhane, Bayburt ve Erzurum yöresinin bağlantı yolu Arslancık’tan geçiyormuş. Geceyi orada geçirmeye karar vermişler. Ancak karınları çok acıkmış. Askerlerin komutanı olan kişi, değirmenin işletmecisi olan Memiçoğullarından Musfata Şıh'a aç olduklarını ve kendilerini doyurmalarını rica etmiş. Şıh hemen orta boy bir tencereye yemek yapmış. Ancak askerlerin komutanı tencereyi küçük görüp, kalabalık askerin doymayabileceğinin endişesiyle, Şıh’a: „tencere çok küçük bize yetmez“ demiş. Ancak bilge bir kişli olan Şıh gülümseyerek: „Sen merak etme! Bu sizin gibi bir takım askeri daha doyurur“ demiş. Yemek ortaya konulmuş. Askerler o nefis yemeği iştahla yemeğe başlamışlar. Mehmetçikler doymuşlar. Bu arada komutanın gözü „yetmez“ dediği tencereye ilişmiş. Birde ne baksın? Tencere hiç ama hiç eksilmemiş. Anlamış kişi karşısındaki Şıh alim ve keramet sahibi birisi. Askerler karınlarını doyurduktan sonra beraberinde getirdikleri aslan yavrusunu oynatmaya başlamışlar. Komutanda Şıh’a: „Buranın ismi bundan sonra ARSLANCIK ola!“ demiş. İşte o gün-bugün yaşadığımız yerin adı ARSLANCIK’tır. Öyle basit bir yer değildir. |
|
| Son Güncelleme ( Pazar, 14 Ocak 2007 ) |

































