Üye Girişi






Kayıp Parola?
Hesabınız yok mu? Kayıt Ol

Ziyaretçi Ülkeleri

Total Top 5
 73 % Turkey
 17 % Germany
 5 % United States
 < 1.0 % United Kingdom
 < 1.0 % France

TRT1 Radyosu

Piyasa Bilgileri

Anket

12 Eylül'deki Referandumda Hangi Oyu Kullanacaksınız?
 

Tevfik Kara

ANALİZ
Orada Bir Köy Var Uzakta
Diğer Yazıları
ANALİZ

Nermin Yılmaz Budak

KADINCA
GÖZLEM
Diğer Yazılar
KADINCA

S. Zeynep Alaşalvar

GURBET DOSTLARI
Hadi kendimiz olalım. Kendimiz gibi davranalım.
Diğer Yazıları
GURBET DOSTLARI

Nuran Efil (Memiç)

HOŞ SADA
Her şeyden önce insan olabilmek
Diğer Yazıları
HOŞ SADA

Özlem ÖNAL

ÖZLEMCE
Türkiye de Kadın Olmak
Diğer Yazıları
ÖZLEMCE

Adnan Karaarslan

BAKIŞ AÇISI
Telovole Kültürü!!!
Diğer Yazıları
BAKIŞ AÇISI

Adil TORUN

YazıYORUM
BURASI TİREBOLU MU?..
Diğer Yazıları
YazıYORUM

Dr. Ömer Er Derbeder

Sünnet Olayı
Diğer Yazıları
Dr. Ömer Er Derbeder

OKUYUCU MEKTUPLARI

OKUYUCU MEKTUPLARI
Sevgili Peygamberim - Ecem Budak Yazıyor
Diğer Yazılar
OKUYUCU MEKTUPLARI

BASINDAN SEÇMELER

BASINDAN SEÇMELER
Canikli Ne Kadar Giresunlu?
Diğer Yazılar
BASINDAN SEÇMELER

Günlük Gazeteler




Çevrimiçi Olanlar

Şuanda 2 misafir bağlı

İstatistik

mod_vvisit_counterBu Gün84
mod_vvisit_counterDün328
mod_vvisit_counterBu Hafta84
mod_vvisit_counterBu Ay1584
mod_vvisit_counterToplam128656
Köy Tarihçesi Yazdır E-posta
Yazar Administrator   
Cuma, 29 Aralık 2006

thumb_camii Türkmen boylarının Anadolu da yoğun olarak yurt tuttuğu yerlerden birisi Giresun Bölgesidir. Anadolu Selçuklu ve Beylikleri döneminde Bölgede yaşayan konar-göçerlerinin önemli bir kısmının Türkmenlerin Çepni Boyuna mensup olduğu bölgenin fethinde ve iskanında mühim roller üstlendikleri şeklindedir. Trabzon Sancağına bağlı Giresun ve havalisinin "Zeameti Kürtün" adı altında 60 kadar köye, 5 mezraya sahip idari bir birim içinde yer aldığı görülmektedir. Bu idari birim içinde bazı köylerin Çepniye bağlı olduğuna dair kayıtlara rastlanmaktadır. Çepnilerin yaşadığı bölgeye Cibal-i Çepni yani Çepni Dağları adı verilmektedir.

Alparslan'ın Malazgirt Zaferinden sonra (1071) bu bölge Selçuklulara, onlardan da Osmanlıların egemenliğine geçmiştir. Osmanlıların egemenliğine geçişi Fatih'in 1461 yılındaki Trabzon seferi ile olmuştur. Önceleri buranın adı Kürtün-ü Zir idi şimdiki Kürtün ise Kürtün-ü Bâla olarak anılmakta idi. Bundan 500 yıl önce Kürtün-ü Zir ismi Manastır bükü olarak değişmiştir. Bu dönemde bu bölgede halkın büyük bir çoğunluğunu Hıristiyanlar temsil etmekte, onlar yaşamakta idi. O sırada idari şekil Nahiye Müdürlüğü olup, Nahiye Müdürü 4 ay süre ile Kürtün-ü Zir (Harşit) , kalan sürede ise Kürtün-ü Bâlada oturmakta, her iki nahiyeyi bu şekilde idare etmekte idi. Çepniler Kürtün kazasına bağlı olan ve Nahiye olarak bilinen diğer idari birimlere bağlı köylerde yoğun olarak yaşadığı anlaşılmaktadır. Bu nahiyelere bağlı köylerden bir tanesi de eski adıyla Köseler Akçakilise, bugünkü adıyla Arslancık’tır.

Giresun Bölgesindeki köylerin önemli bir kısmı başta Çepni olmak üzere Türkmen boyları tarafından kurulmuş köylerdir. Bu köylerin coğrafi bakımdan kapladığı alan bugün başta Giresun merkez kazası olmak üzere Keşap, Dereli, Yağlıdere, Görele, Çanakçı, Tirebolu, Kürtün ve Eynesile kadar olan yerleri içine alıyordu. Bu bölgedeki köy isimleri arasında Oğuz (Türkmen) boylarının veya bu boylara mensup konar - göçer grupların adlarını veya izlerini taşıyanlara tesadüf edilmesidir. Bu çeşit adlar, daha önce belirtildiği gibi genellikle sonlarına lü- li- lı- lu takıları alırlar ve bununla hangi göçebe grubuna mensup olduğu anlaşılırdı.

Arslancık Köyünün ne zaman tüzel kişiliğe (köy statüsüne) kavuştuğu yönündeki araştırmalarımız devam etmektedir. 1950’li yıllarda Tirebolu nüfus-tapu dairesinin yanmasıyla birlikte yeterli bilgilere ulaşamadık. Ancak araştırmalarımız devam ediyor. Ancak tahminlerimize göre Arslancık Köyünün köy statüsüne kavuşması çok eskilere dayanmaktadır.

NÜFUS:  2000 yılı nüfus sayımına göre köy nüfusu yaklaşık 2400 kişi olarak tespit edilmiştir. Hatırlayabildiğim kadarıyla 1970’li yılların başında Arslancık Köyünün 400 hane olduğu söylenirdi. 400 haneyi 5 nüfus ile çarptığımızda 2 bin kişi yapıyor. Köyümüz o zamandan, bu zamana ekonomik nedenlerden dolayı sürekli nüfus kaybına uğradı. Gurbetçilerimizle birlikte köy nüfusunun 3 bin 500 civarında olduğunu tahmin edebiliyorum.

KÖYDEKİ SÜLALELER: Köyümüzde yaşayan başlıca sülaleler ise şunlardır; Karaosmanoğulları, Memiçoğulları, Hereklioğulları, Cengüroğulları, Henkioğulları, Haytaoğulları, Cebecioğulları, Manakoğulları, Cincioğulları, Tomakoğulları, Kadıoğlulları, Velioğulları, Hüseyinoğulları (İsinoğullları), Yamakoğulları, Zağanoğulları, Altıkatoğulları, Sağıroğulları, Yolcuoğulları ve Kumaşoğulları

CAMİİ’LER: Köyümüzde 3 camii bulunmaktadır. Birincisi 1950’de yapılan köyün merkezindeki camii. Diğeri oldukça eski bir geçmişe sahip olan Cami düzündeki camii. Arslancık'ın ismi Köseler Akçakilise iken esas merkez Camii bugünkü Cami Düzündeki Camii'dir. Bu camininde kadrolu imamı vardır. Diğer üçüncü Camii ise Henkülü’dedir. Camii’lerin yanı sıra köyün merkezinde çok eski ve tarihi bir mezarlığımız bulunmaktadır. İlaveten Kerimgil Mahallesinde de Henkioğlulları için 2. bir mezarlık bulunmaktadır. Ancak şu anda köyümüzde bulunan mezarlık ihtiyaca cevap vermemektedir. Acilen ilave yapılması gerekmektedir.

ÇEŞMELER: Köyümüzde tarihi çeşmeler bir bir yok oldu. Tarihimize sahip çıkamadık! Arslancık Köyünün merkezinde eski hal yerinin yanında, Cincioğlullarının ikamet ettiği sokakta tarihi özellik taşıyan bir çeşme bulunuyordu ancak şimdi yerinde yeller esiyor. Bu çeşmelerin haricinde yine Arslancık merkezde Henkülü mahallesinden gelen derenin yanında, Karaosmanoğlu Kamil Kara’nın arazisi üzerinde bir eski çeşme bulunuyordu ancak maalesef oda yok oldu. Bunlara ilaveten Henkülü istikametinde üçdere mevkisinde bir çeşme daha bulunuyor. Arslancık’ın çıkışında Karaosmanoğlulları mahallesi mevkisinde de bir çeşme bulunuyordu. Üzülerek yazıyorum bunu da yok etmeyi başardık.

thumb_degirmen2 Değirmenler: Değirmen kültürü giderek tarih oluyor. Çünkü eskisi gibi mısır üretimi yapan yok. Hele yeni nesil mısır ekmeğini hiç tanımıyor. Eskiden mısır ekmeği çok tüketildiği için köyümüzde oldukça çok sayıda değirmen vardı. Ve buna ilaveten değirmen kültürümüzde vardı. (Zağara öğütmeye gidilirdi) Değirmenlerimiz sırasıyla; Arslancık merkez Değirmeni (Buranın ayrı bir öyküsü var. Biraz sonra anlatacağım). Tomaklı mahallesiyle Arslancık merkez arasındadır Haco değirmeni. Ancak  bu değirmen tarihe karıştı. Tomaklı mevkisindeki Tomaklı değirmeni dereden su kesilmedikçe faal olarak çalışıyor. Karolca değirmeni de yok olup gidenlerden. Henkülü değirmeni ve Töngel değirmeni de Henkülü istikametinden su geldikçe faal olarak çalışıyorlar. Çavuş değirmeni diye bir değirmen daha vardır ve faal olarak çalışmaktadır. Üzümlük mevkisinin gittiği Hacı değirmenide çalışıyor. Birde Halaçlı istikametinden köye gelirken Arslancık/Köseler köyü sınırında Pıldıriç değirmeni vardır. Bu değirmende ayaktadır. Son olarak bir değirmen de Çubuk dağında vardır. Ancak hangi isimle anılır ve faaliyette midir bilemiyoruz. Arslancık  merkez değirmeni de şimdiki muhtar Erim Yaman döneminde uzun uğraşlar sonucu faaliyete geçirilmiştir.

Şehitler ve Gaziler: Köyümüz 1. dünya savaşında çok şehit vermiştir. Henkioğlu Yakup Osmanlı-Rus harbinden geriye dönmemiştir. Yine Henkioğlu Kamil'de Osmanlı-Rus harbinde şehit düşmüştür. Çoluk çocuğu da herhalde savaştan dolayı olmamıştır. Henkioğlu  Civelek Mehmet'te Çanakkale savaşında şehit düşen  Mehmetçiklerimizden. Deli Salim diye bildiğimiz eski muhtarımızın babasıdır. Deli Salim şehit  çocuğudur. 

Hasan Ağanın  2. oğlu Henkioğlu İbrahim soyundan gelme, Emin ve babası Mehmet Henkioğlu Osmanlı-Rus harbinde Erzincan'da birlikte şehitlik mertebesine ermişlerdir. Hemde babasıyla kolkola. Allah herkese nasip etmez.

Hasan Ağa'nın 3. oğlu Topal Mehmet soyundan, Henkioğlu Halil Osmanlı-Rus harbinde şehit düşerek memlekete dönememiştir. Henkioğlu Mehmet'ten olma Emin'de Balkan savaşında şehit olmuştur.   

1. dünya savaşının gazilerinden biri Karaosmanoğlu Koca Ahmet (ölene dek omuzunda rus kurşununu taşıdı). Karaosmanoğlu Ali Kara'da madalyalı gazilerimizden. sağlığında gazilik maaşı alıyordu. (Diğerlerinin isimlerini hemşehrilerimden bekliyorum)

Yakın tarihimizden ise; Kore Gazisi Memiçoğlu Osman Memiç (Şıh’ın Osman), Kıbrıs Gazisi Kadıoğlu İsmail Adıgüzel bulunmaktadır. Kore Gazisi Şıh’ın Osman vefat etmiştir. Toprağı bol, mekanı cennet olsun.

İSİM MENŞEİ:

„ARSLANCIK“ ismi nereden geliyor ?

Arslancık isminin verilmesiyle ilgili olarak rahmetli dedem Karaosmanoğlu Koca Ahmet ve amcam Nazım Kara’dan dinlediklerim şöyle;

Arslancık’ın önceki ismi Köseler Akçakilise’dir. Çok eski bir yerleşim merkezidir. Hatta şu anda ilçe olan Doğankent ve Güce’den de eski bir mazisi vardır.

Gelelim öykümüze;

Köye ilk yerleşenler Karaosmanoğulları ve Memiçoğulları’dır. Bu iki köklü sülale şu anda İran-Afganistan yöresinde bulunan eski Türkmen toprakları olan Horasan Eyaletinden Arslancık’a gelip yerleşmişler. Köyün merkezindeki değirmenin işletmeciliğini Memiçoğullarından Mustafa Memiç isimli hemşehrimiz yapıyormuş. Kendisi oldukça bilge birisiymiş. Zaten"Şıh" diye anılıyormuş. Memiçoğlu Mustafa Osmanlı döneminde köyde muhtarlıkta yapmıştır.  Tirebolu istikametinden gelip Kürtün-Gümüşhane istikametine giden bir grup Osmanlı askerinin yolu Arslancık’a düşmüş. Zaten denizle; Gümüşhane, Bayburt ve Erzurum yöresinin bağlantı yolu Arslancık’tan geçiyormuş. Geceyi orada geçirmeye karar vermişler. Ancak karınları çok acıkmış. Askerlerin komutanı olan kişi, değirmenin işletmecisi olan Memiçoğullarından Musfata Şıh'a aç olduklarını ve kendilerini doyurmalarını rica etmiş. Şıh hemen orta boy bir tencereye yemek yapmış. Ancak askerlerin komutanı tencereyi küçük görüp, kalabalık askerin doymayabileceğinin endişesiyle, Şıh’a: „tencere çok küçük bize yetmez“ demiş. Ancak bilge bir kişli olan Şıh gülümseyerek:

„Sen merak etme! Bu sizin gibi bir takım askeri daha doyurur“ demiş.

Yemek ortaya konulmuş. Askerler o nefis yemeği iştahla yemeğe başlamışlar. Mehmetçikler doymuşlar. Bu arada komutanın gözü „yetmez“ dediği tencereye ilişmiş. Birde ne baksın? Tencere hiç ama hiç eksilmemiş. Anlamış kişi karşısındaki Şıh alim ve keramet sahibi birisi. Askerler karınlarını doyurduktan sonra beraberinde getirdikleri aslan yavrusunu oynatmaya başlamışlar. Komutanda Şıh’a:

„Buranın ismi bundan sonra ARSLANCIK ola!“ demiş.

İşte o gün-bugün yaşadığımız yerin adı ARSLANCIK’tır. Öyle basit bir yer değildir.

Son Güncelleme ( Pazar, 14 Ocak 2007 )